Çok erken uyanmıştı. Saate baktı 07:00’yi gösteriyordu,
duruşmaya
saatler vardı daha. Bu saatte uyandığına sövdü önce. Uyku ilaçları fayda
etmemiş, gece bir türlü uyuyamamıştı.
Günlerdir aynı şeyleri düşünüyordu, uyumak
o kadar da kolay değildi, gece uykuları da kesik kesik hayatı gibiydi işte.
Telefonunu aradı gözleri, etajerin üzerindeydi.
Annesi
aramıştı defalarca, açmamıştı. Etajerin üzerine bıraktı telefonu tekrar ve banyoya
attı kendini.
Arınmaya ihtiyacı olduğunu hissetti bir an, hem ılık bir duş iyi
gelebilirdi.
Havluyu ıslak saçlarına dolarken aynadaki mutsuz yüzüne takıldı
gözü. Uzun süredir bu mutsuz yüzle uyanıyordu.
Mutlu olduğu zamanlarının
hatırlayamayacağı kadar eskide kalmış olduğunu düşündü.
Mutfağa döndü. Su çoktan kaynamıştı; ama onun umrunda bile
olmamıştı bu. Sert bir kahve yaptı kendine.
Sigarasını yaktı ve koltuğa oturdu.
Neden sabahın köründe uyandığına sövüyordu içinden hala. Kahvesinden
koca bir yudum aldı ve kitap okumayı düşündü, biraz olsun düşünmekten
kurtulurdu belki.
Öylesine bir kitap seçti kütüphaneden, sayfaları çevirirken eski
bir fotoğrafa rastladı. Deniz’le ikisinin fotoğrafıydı.
Deniz evden gideli bir
ay olmuştu, belki de daha fazlaydı hatırlayamıyordu, yorgundu.
Deniz’i görmeye ihtiyacı vardı, eline aldı resmi, ikisi de çok
mutlu görünüyordu. Nazlı kendi gözündeki ışıltıyı geçen onca zamana rağmen fark
etmişti. Bi’ an sevindi buna. O günü hatırladı: Nazlı’nın yeni iş yerinde ilk günüydü ve o
günün akşamı yemeğe çıkmışlardı. O akşamdan kalma mutlu bir fotoğraftı elindeki.
Ne zaman tanışmışlardı? Altı yıl önce mi? Evet,tam altı yıl
önceydi. İtalya’da,sıcak bir yaz gününde..
Aylardan Temmuz’du ve takvim on beşini gösteriyordu. Bir
konserdelerdi. Deniz tatil,Nazlı ise eğitimi için oradaydı.
O gün müthiş bir regl sancısıyla uyandı Nazlı. Konsere
gitmeyi hiç istemiyordu bu yüzden; ama oda arkadaşlarının bitmek tükenmek
bilmeyen ısrarlarıyla güç bela gitti. O günün hayatında unutamayacağı günlerden
biri olacağını nereden bilebilirdi ki?
Sıcak bunaltıcıydı. Zaten keyfi pek de yerinde olmayan Nazlı
onca ağrı kesicinin üstüne bir de alkol alınca daha fazla dayanamayıp yere
yığıldı. Birinin ‘’İyi misiniz?’’ dediğini duydu, garipsedi. Gözlerini araladı,
ilk defa orada gördü sevgi dolu bakışlarını Deniz’in.
Deniz ve Nazlı’nın hikayeleri işte o gün başlamıştı.
Üç gün sonra Türkiye’ye dönecekti Deniz. Nazlı için yabancı
bir ülkede memleketinden bir nefes gibiydi Deniz’in yanında oluşu. Ve o üç
günün bitmesini ikisi de hiç istemedi.
Dönüş vakti gelmişti Deniz için; İstanbul’da görüşeceklerine
dair sözleşmişlerdi ayrılırken. Arayacaktı Nazlı’yı Deniz. Aramıştı da.
Bütün bunlar bir dakikadan daha az bir sürede zihninden akıp
geçti; fakat bu bile yorulmasına yetti Nazlı’nın. Kahvesinden bir yudum daha aldı.
Nasıl bu hale gelebilmişlerdi? Nasıl?
Eli istemeden o şarkıya gitti. Deniz’in şarkısıydı bu şarkı.
Onun bütün kırgınlıklarını, kaybolmuş çocukluğunu düşünürdü ikisi de bu şarkıyı
dinlerken.
Canı yanıyordu.
Kardeşi olmadığı için hep hayıflanırdı Deniz. Üç kişilik bir
ailesi vardı; fakat Deniz bu ailenin tek yalnızıydı. Babası annesini aldatmış
ve başka bir kadına aşık olmuştu. Oysaki annesiyle de büyük bir aşk evliliği
yaptıklarını anlatırdı Deniz’e hep.
Büyük bir yalandı bu Deniz’e göre; çünkü
onlar sürekli kavga ederdi. Olanlar o kadar yalnızlaştırmıştı ki onu, birkaç
arkadaşından bir aile yaratmıştı kendine. Aşka ve sevgiye inanmıyordu. Güvenmezdi
herkese. Pek çok ilişki yaşamıştı; ama kabuğunu kırmasına izin verdiği tek
kadın Nazlı olmuştu.
Nazlı Deniz’in gözlerine baktığında bunları görebiliyordu
sanki, tüm bu yaşadıklarını görebiliyordu. Bu kadar deşifre olmak iyi
gelmiyordu aslında Deniz’e ama sevgiye ihtiyacı olduğunun da farkındaydı. Deniz,
ailesinin kaderini yaşamaktan korkuyordu sürekli. Zira boşanmayla noktalanacak
bir evlilik, Deniz’in ruhunda tamir edilemez yaralar açabilirdi ve Nazlı bunu
en başından beri çok iyi biliyordu.
Bir sigara daha yaktı. Nasıl bu hale gelebildiklerini
düşünmeye
devam etti.
Nazlı Türkiye’ye döndüğünde sık sık görüşmeye başlamışlardı.
Deniz’siz hiçbir şey yapmak istemiyordu ve ailesinden sonra ilk defa birine bu
kadar güvendiğini hissetmişti.
Nispeten mutlu bir çocukluk geçirmişti Deniz’in aksine. Ortalama
bir ailenin başarılı kızıydı. Başarı ailesi için her şeyden önce gelirdi, Nazlı
için de tabii. Hırslıydı Nazlı, kariyeri uğruna her şeyi karşısına alabilecek
kadar hırslıydı. Belki de en başından beri o da çok yalnızdı.
Telefon tekrar çaldı. Annesiydi arayan yine. Onlara bunu
yaşattığı için utandı Nazlı telefon çalmaya devam ederken. Evlilikte başarılı
olamamıştı .Güçsüz hissetti ve istemeyerek açtı telefonu. Kısa konuştular. Annesine
iyi olduğunu söyledi. Kötü olduğunu söylemekten utandı yenilmişcesine, hem
söylese ne değişecekti ki, kapattı telefonu.
Şarkı hala çalıyordu. Kaçıncı tekrar acaba diye düşündü, ancak
kafası cevabı kestiremeyecek kadar doluydu.
Tanışmalarının üzerinden 1 yıl geçmişti beraber yaşamaya
karar verdiklerinde.
Deniz Nazlı’sız eksikti ve Nazlı da Deniz olmadan
yapamıyordu.
Hergün birbirlerini yeniden tanıyorlardı sanki bu evde ve
bu eğlenceli olduğu kadar bir yandan da korkutuyordu onları.
En şiddetli tartışmalarını bu evde yaşamışlardı, en güzel anlarını
da. Sevgi sözcükleri de söylenmişti, en ağır laflar da edilmişti.
Öfkeleri de, aşkları da güçlüydü. Bazen Deniz terk ediyordu
evi bazense Nazlı. Beraber yapamadıklarını düşünüyorlardı bazen; ama birbirleri
olmadan yaşayamayacaklarını da biliyorlardı.
En uzun ayrılıkları iki ay sürmüştü.
Nazlı korkuyordu. 30 yaşındaydı
Deniz ve her an her şeyi bırakıp kaybolabilecek gibiydi hala.
Son ayrılıklarının barışma günüydü evlenmeye karar
verdikleri gün. Belki de son çareydi evlilik. Birbirlerinden vazgeçemiyorlardı.
İkisi de evliliğe inanmıyordu aslında, evet Nazlı mutlu bir
evliliğin çocuğuydu ama ikisi de bu fikirden hem korkuyor hem de sanki
evlenseler bir daha hiç ayrılmayacaklarına inanıyorlardı.
Her şeye rağmen, Deniz evlenme teklifiyle büyük bir adım atmış
ve içlerindeki bu korku evlenmelerine mani olamamıştı.
Evlilikleri de yola sokamadı ilişkilerini. Geçirdikleri onca
zaman, duygulara sağlı sollu geçirip salt alışkanlığı bırakmış gibiydi geriye
sadece. Tutkular, özlemeler,büyük büyük sevmeler uçup gitmişti adeta.
Tekdüzelik acı vermeye başlamıştı. Kaybedilenler her gün
bıçak gibi saplanıyordu ikisine de, her gün bir şeyler daha yok oluyordu sanki.
Yok olmak doğanın kaçınılmaz bir gerçeğiydi, bunu teoride ikisi de biliyordu, buna
direnmek bile saçma geliyordu belki de ama bu saçmalığı kabul etmek de öyle
kolay değildi işte.
Erteliyorlardı bir şeyleri fakat taşlar oynadı mı yerinden ya da eksildi
mi , sevgi bir cani gibi peydah olurdu duygunun derininde, biliyordu ikisi de.
Her gün yeni bir şeyle ölüyorlardı.
Sevgi ne zaman hamle
yapmaya kalksa kendini kurtarmak için, yenik düşüyordu. Zaman onu da hafife
alıyordu.
Sevgi öldürür müydü insanı? Bazen öldürüyordu işte, bu sefer
öldürüyordu.
Deniz ile Nazlı’nın evlilikleri yere düşmüştü.
Bazen ailelerden konu açılıyordu ve ne zaman ailelerden
açılsa konu, öfke nöbetleriyle karşılık veriyordu Nazlı’ya Deniz. Mümkün
olduğunca ailesine dair şeyler hatırlamaktan kaçıyor, belki de içten içe babası
gibi olmaktan korkuyordu, bilemiyordu.
Çocuk istiyordu Deniz, bir erkek çocuğu olsun istiyordu.
Çocukken
annesi ve babasının yine kavga ettiği bir gecede odasından duyuyordu seslerini.
Kulaklarını tıkıyordu, duymak istemiyordu; ama o kadar bağırıyorlardı ki
başaramıyordu duymamayı.
Bir gün çocuğu olduğunda onu çok mutlu edeceğine dair
büyük yeminler vermişti daha küçük yaşında, hatırlıyordu.
Nazlıysa bu fikirden hep kaçmıştı, altı yıldır beraber
olmalarına rağmen çocuk istemiyordu.
Başarılı bir kariyeri vardı Nazlı’nın; kendisine
yapılan bütün yatırımlara tam zamanında karşılık veriyor, çalıştığı şirkette
göz dolduruyordu. Çocuğun sırası değildi şimdi. Bu karşı atak giderek
birbirlerinden uzaklaşmalarına sebep olmuştu.
Taşlar yerine bir türlü
oturmuyordu.
Tam da bu zamanda Nazlı’ya İtalya’dan gelen bir iş teklifi
her şeyi daha da çıkmaza sokmuştu.
Yağmur başlamıştı. Vücudunu ateş bastığını hissetti ve
balkona çıktı Nazlı. Biraz üşümek iyi gelecekti. Deniz’in gittiği günü
hatırladı yağmuru izlerken. Onun gidişini de işte tam buradan izlemişti.
Bu tekliften sonra her şey hızlı gelişmişti. Biriyle bir
ömür geçirmeyi istemek bir şeylerden vazgeçmekti aynı zamanda ve Deniz’i
seçerse seçemediğinde aklının kalacağından emindi.
Nazlı Deniz’e elbette bahsedecekti bu meseleden. Fırsat
kolluyordu, bir akşam yemeğinde söylemeyi tercih etti ve o akşam yemek için
masadaydılar artık. Nazlı konuyu açtı. Deniz’in öfkeleneceğini düşünmüştü; ama
Deniz yapmadı. Başını eğdi,yemeğine devam etti.
Derin bir nefes alıp cesaretini topladı ve Deniz’e onunla
gelip gelmeyeceğini sordu. Deniz masadan kalktı, koltuğa oturdu, bir sigara
yaktı.
Onun bu tavrı Nazlı’yı deli etmeye yetti ve bağırmaya
başladı Nazlı. Deniz sükunetini koruyordu, o sustukça daha da çılgına
dönüyordu. Masadaki her şeyi yere fırlatmaya başladı. Öfkeli olması gereken
Deniz’di oysaki. Bu akşam sanki rolleri değişmişlerdi.
Kırık bir cam parçasının elini kesmesiyle kesildi sesi
Nazlı’nın. Deniz yardım etmeye çalıştı ama Nazlı istemedi, banyoya gitti .Geri
döndüğünde Deniz ortalığı toplamıştı bile.
Elindeki kesiğin acısını hissetmese hiçbir
şeyin yaşanmadığına inanırdı belki ama olmuştu işte, elindeki sızı kadar gerçek
ve sinsice büyüyordu derinlerindeki acı.
Kısa bir sessizliğin ardından sözü ilk alan Deniz oldu.
Sessiz
kaldığı bu süre boyunca geçmişiyle hesaplaşmış ve sonunda yenilmişcesine kanadı
kırık bir cümle kurdu: ’’Boşanalım.’’
Yağmur hızlanmıştı. Nazlı buz kesmişti ama farkında değildi
bunun.
Altı yılın yorgunluğu mu, yoksa Deniz’in gidişi miydi
etkileyen bilmiyordu. Deniz’le ilgili aklında kalan son görüntü işte buydu.
Telefonun sesiyle kendine geldi. Avukatı arıyordu, kendisini
almaya geleceğini söyledi.
İçeri girdi. Öylesine bir şeyler geçirdi üzerine. Saçını
taramaya dermanı yoktu, o yüzden şöyle bir topladı.
Son kez aynaya baktı; hala
bir şeylerden emin olmak istiyor gibiydi. Altı sene önceki aşk pırıltılarını
görmeye çalıştı gözlerinde.
Yoktu. Hayal kırıklıklarından başka hiçbir şey
kalmamıştı geride.
Kapı çaldı, aşağı indi.
Her şeyi bitirerek her şeyin başladığı yere gitmek için
mahkemeye doğru yola çıktı.


.jpg)
